Hizmetler
Her koleksiyon risk altındadır. Riski belirler, azaltır ve önlenemeyecek olana karşı sizi hazırlarız.
Bir koleksiyonun korunmasına dair her karar, o koleksiyonu ne kadar iyi anladığımıza bağlıdır. Doğru biçimde kaydedilmemiş bir şey, doğru biçimde korunamaz. Bu nedenle çalışmamız, herhangi bir değerlendirme veya tasarımdan önce belgeleme ile başlar.
Her nesnenin durumunu, biçimini, boyutlarını ve özelliklerini titizlikle kaydederiz. Kırılgan veya karmaşık parçalar için, gerektiğinde hassas üç boyutlu kayıt kullanırız; böylece eserin biçimi ve ayrıntıları eksiksiz ve kalıcı olarak kaydedilir. Bu, doğru ve güvenilir bir temel oluşturur.
Bu temel iki temel işleve hizmet eder. Birincisi, sonraki her analiz ve tasarım hafızaya veya tahmine değil, gerçek verilere dayanır. İkincisi, bir gün hasar meydana gelirse, eserin özgün durumu belgelenmiş ve elde hazır olur; bu hem kurtarma ve restorasyon için hem de sigorta ve hukuki meseleler için hayatidir.
Hassas belgeleme, korumanın ilk ve en sessiz adımıdır; ama onsuz, sonraki her adım sağlam olmayan bir zemine kurulur.
Ulusal bir hazineden küçük bir arşive kadar her koleksiyon, çok sayıda tehditle karşı karşıyadır. Bazıları yangın veya deprem gibi açıktır; bazıları nem, ışık veya kademeli bozulma gibi yavaş ve sessizce işler. Çoğu kurum için sorun, bu tehditlerden habersiz olmaları değil, hangisinin en ciddi olduğunu ve önce hangisini ele almaları gerektiğini bilmemeleridir.
Risk değerlendirmesi bu soruyu yanıtlar. Bir koleksiyonu ve binasını sistematik olarak inceler ve ona zarar verebilecek her etkeni belirleriz. Ardından her tehdit için iki şeyi tartarız: gerçekleşme olasılığı ve gerçekleşirse koleksiyonun ne kadarının ve değerinin ne kadarının etkileneceği.
Sonuç, dağınık bir kaygılar listesi değil, açık ve önceliklendirilmiş bir tablodur: hangi risklerin kritik olduğu ve acil eylem gerektirdiği, hangilerinin orta vadede yönetilmesi gerektiği ve hangilerinin kabul edilebileceği. Bu tablo, karar vericilerin sınırlı koruma kaynaklarını en fazla etkiyi yaratacakları yere harcamalarını sağlar; bütçeyi tahmine ya da son olaya tepkiye göre dağıtmak yerine.
Bu yaklaşım, risk yönetimini belirsiz bir kaygıdan kanıta dayalı bir karara dönüştürür. Ve bu, tepkisel koruma ile bilinçli koruma arasındaki farktır.
Bir koleksiyonu tehdit eden tüm tehlikeler arasında deprem belki de en aldatıcı olanıdır. Yıllarca hiçbir şey olmaz, sonra saniyeler içinde, yüzyıllardır ayakta kalan şey kaybolabilir. Sismik hasar gözle tahmin edilemez; sağlam görünen bir nesne yer hareketine karşı son derece savunmasız olabilirken, kırılgan görünen bir parça dayanabilir. Sağlıklı bir yargı, sezgi değil, mühendislik analizi gerektirir.
Uzmanlık derinliğimiz burada yatar. Bir nesnenin ve onu barındıran binanın yer hareketi altında nasıl davrandığını inceleriz: hareketin yerden yapıya ve yapıdan esere nasıl aktarıldığını, kuvvetlerin nerede yoğunlaştığını ve nesnenin güvenliğinin hangi noktada tehlikeye girdiğini. Bu inceleme, yalnızca gerçek bir depremde, artık harekete geçmek için çok geç olduğunda kendini gösteren gizli zayıflıkları ortaya çıkarır.
Bu bilgi derinliği, koruma alanında nadirdir. Miras korumasında çalışanların çoğu tehditleri genel anlamda ele alır; ancak belirli bir eserin sismik davranışının ayrıntılı analizi, yapısal mühendislik, dinamik ve miras korumasının kesişiminde yer alan uzmanlaşmış, disiplinler arası bir bilgi gerektirir. İşte çalışmamızın üzerine kurulduğu ve araştırmamızın adandığı zemin tam olarak budur.
Sismik bölgelerde tutulan koleksiyonlar için, ki dünya mirasının büyük bir kısmı öyledir, bu analiz koruma görüntüsü ile gerçek koruma arasındaki farktır.
Riskler anlaşılıp tartıldıktan sonra, sıradaki soru onlara karşı ne yapılacağıdır. Burada yaygın bir yanlış anlama ortaya çıkar: korumanın, bir vitrin veya kilit gibi hazır bir ürün satın almak olduğu. Oysa her nesne, her mekân ve her değer düzeyi farklı bir yanıt gerektirir. Bir esere uygun olan bir çözüm, yanındaki eser için işe yaramaz, hatta zararlı olabilir.
Biz korumayı tasarlarız; hazır seçenekler arasından seçmeyiz. Tasarımımız risk değerlendirmesinin sonuçlarından doğar ve o belirli tehdit, o belirli nesne ve o belirli koşullar için biçimlenir. Koruma düzeyi, eserin değeri ve kırılganlığıyla eşleştirilir; böylece hiçbir şey aşırı ölçüde ve maliyetli biçimde tasarlanmaz, hiçbir şey de savunmasız bırakılmaz.
Bu fark incedir ama temeldir. Bir ekipman tedarikçisi size stokunda taşıdığı ürünü satar. Biz ise önce eserinizin tam olarak neye ihtiyacı olduğunu anlar, sonra çözümü o ihtiyaca göre biçimlendiririz. Sonuç, tam olarak sorunun boyutunda bir korumadır: ne daha azı, ki risk kalır, ne de daha fazlası, ki bütçe boşa gider.
En iyi koruyucu tasarım bile doğru inşa edilene kadar yalnızca kâğıt üzerinde bir çizimdir. İyi bir tasarım ile gerçek koruma arasındaki boşluk, uygulamanın kalitesinde yatar; ve birçok proje tam da burada başarısızlığa uğrar: doğru bir çözüm, yanlış kurulduğunda, hiç çözüm olmaması kadar işe yaramaz olabilir.
Biz işi sonuna kadar takip ederiz. Taşıyıcıların, vitrinlerin ve yapısal önlemlerin kurulumu bizim gözetimimizde ve tasarıma uygun olarak yapılır; kurulumdan sonra her çözümün gerçek mekânda, gerçek nesnenin çevresinde, tam tasarlandığı gibi işlev gördüğünden emin oluruz.
İşte bir tedarikçi ile bir ortak arasındaki temel fark budur. Tedarikçi ürünü teslim eder ve sorumluluğu orada biter. Biz ise sonucun sorumluluğunu üstleniriz; yani iş bittiğinde eserinizin gerçekten korunmuş olmasını, yalnızca yanına ekipman yerleştirilmiş olmamasını taahhüt ederiz. Sonuca olan bu bağlılık, uygulamanın her aşamasında bize yol gösterir.
Hiçbir koruma, ne kadar iyi tasarlanmış olursa olsun, her acil durumu imkânsız kılamaz. Bir yangın, bir sel, bir deprem ya da bir insan hatası her zaman meydana gelebilir. Ancak böyle anlarda bir koleksiyonun kaderini belirleyen şey, acil durumun yaşanıp yaşanmaması değil, kurumun buna ne kadar hazır olduğudur.
Hazır bir kurum ile hazırlıksız bir kurum arasındaki fark, krizin ilk dakikalarında ortaya çıkar. Hazır bir kurumda personel ne yapacağını, hangi eserlerin öncelikli olarak kurtarılacağını ve daha fazla zarar vermeden nasıl hareket edeceğini bilir. Hazırlıksız bir kurumda ise aynı dakikalar kargaşa ve aceleci kararlarla kaybedilir; ve çoğu zaman yönetilebilir bir olayı bir felakete dönüştüren şey, işte bu kargaşadır.
Biz bir kurumu bu anlara hazırlarız. Üç aşamayı kapsayan bir plan geliştiririz: olasılığı azaltmak için önleme; krizde doğru eylemin hızla yapılması için müdahale; ve krizden sonra hasarın en aza indirilip koleksiyonun güvenli bir duruma döndürülmesi için toparlanma. Belgenin kendisinden daha önemli olan, planın uygulanabilir olması ve personelin ona aşina ve uygulamaya hazır olmasıdır.
Nihai amaç basittir: zor bir anın telafisi olmayan bir kayba dönüşmemesini sağlamak.
Koruma bir kereye mahsus bir olay değil, sürekli bir durumdur. Bugün güvende olan bir koleksiyon, yarın da güvende kalacak demek değildir. Çevresel koşullar değişir, binalar zamanla yaşlanır, koruyucu ekipman bakım gerektirir ve ilk değerlendirmede var olmayan yeni tehditler ortaya çıkar. Kurulumdan sonra terk edilen koruma, etkisini yavaş yavaş yitirir.
Bu nedenle çalışmamız kurulum tamamlandığında bitmez. Zaman içinde koleksiyonun yanında kalır ve durumunu gözetim altında tutarız. Değişimi izler, koruma çözümlerinin performansını gözden geçirir ve koşullar veya tehditler değiştiğinde korumayı güncelleriz.
Bu sürekli bakım, yalnızca ilk gün işe yarayan bir koruma ile yıllarca süren bir koruma arasındaki farktır. Kültürel miras nesiller boyu korunur ve korunması da aynı ölçüde uzun bir bakış açısı gerektirir. Biz bu uzun vadeli bakışı her projeye taşırız.
Kültürel mirasın korunması genç bir alan değildir. Onlarca yıl boyunca uluslararası kurumlar ve araştırmacılar, bugün bu alandaki mesleki uygulamanın temelini oluşturan çerçeveler, standartlar ve kılavuzlar geliştirmiştir. Bu birikmiş bilgiden habersiz kararlar almak, sıfırdan başlamak demektir ve çoğu zaman başkalarının çoktan öğrendiği hataları tekrarlamak anlamına gelir.
Aldığımız her karar bu uluslararası temele dayanır. Bu bilgiyi her projeye taşır ve önerdiğimiz çözümlerin alandaki en yüksek tanınmış standartlarla uyumlu olduğundan emin oluruz. Bu uyum yalnızca korumanın kalitesini güvence altına almakla kalmaz, birçok durumda sigorta, hukuki ve kurumsal gereklilikler için de zorunludur.
Ancak danışmanlığımız tam bir projeyle sınırlı değildir. Bazen bir kurum yalnızca tek ve belirli bir soruyla karşı karşıyadır: belirli bir nesnenin güvenliği, bir kararın değerlendirilmesi ya da bir duruma dair uzman görüşü. Bu uzmanlığı her aşamada ve her ölçekte, tek bir nesneden bütün bir koleksiyona kadar sunarız. Amacımız, büyük ya da küçük her seçimin, alanın sunduğu en iyi bilgiye dayanmasıdır.
Kimlere hizmet veriyoruz
Miras nerede korunuyorsa, orada risk altındadır.

Müzeler
İnsanlığın belleğinin büyük hazineleri; yeri doldurulamayanın, sonra gelecek herkes için emanet olarak tutulduğu yerler.

Galeriler ve Sergiler
Sanatın dünyayla buluştuğu, güzelliğin, kısa bir an için de olsa, erişilebilir kılındığı yerler.

Kütüphaneler ve Arşivler
Uygarlığın yazılı kaydı; kırılgan sayfalarda korunan yüzyıllarca düşünce.

Özel Koleksiyonlar
Özel ellerde tutulan hazineler; görünmez oldukları için değerinden hiçbir şey yitirmeyen.

Tarihi ve Kutsal Mekânlar
Geçmişin hâlâ ayakta durduğu, yüzyıllar boyunca tanıklık eden yerler.
